 |
Büyük devletin silah araştırma ve geliştirme merkezindeki uzmanlar yoğun bir çalışma içindeydiler. Sonunda üstün nitelikli bir füze tasarladılar. Haber, “Beşgen” diye bilinen Savunma Bakanlığı’nda büyük bir sevinçle karşılandı. Üretime ıssız bir çöldeki modern kuruluşta başlandı. Füze hareketli rampayla kolayca taşınabiliyordu. Yakıt olarak sıvı oksijen ile bir çeşit hidrokarbon bileşiği kullanılıyordu. Havalanınca yardımcı roketler ayrılıyor; yalnız yakıt tankı kalıyor; taşıyıcı roket ise çalışmayı sürdürüyordu. Füzenin asıl üstünlüğü başlığındaki küçük bilgisayarındaydı. Bu sayede hem ses hem de ısı yoluyla yönlendirilebiliyordu. Deneme üretimi ve deneme atışları “sıfır hata”yla başarıldı ve seri üretime başlandı. Keyiflerine diyecek yoktu silah tüccarlarının. * * * Büyük devlete oldukça uzak bir ülkede yönetimi, zorba bir yönetici ele geçirmişti. Sürekli iç ve dış düşmanlardan söz ediyor; böylece halkın özgürlük isteklerini engelliyor ve bol bol silah alıyordu büyük devletten. Ülkenin kaynakları silahlanma harcamaları için kullanıldığından, halk yoksulluk içinde kıvranıyordu ama umurunda değildi yöneticilerinin. |
|
Sağlık, eğitim ve adalet hizmetleri çok kötü durumdaydı. Diktatör yeni üretilen üstün nitelikteki füzeyi duyar duymaz, onlardan satın aldı. Artık ordusu komşu devletlerin ordularından çok güçlüydü. Ne var ki halk yakınmalarını artırmaya başlamıştı. Yönetimini sürdürmek için kuru sözlerle onların ulusal duygularına seslenmenin, gururunu okşamanın yetmediğinin ayırtındaydı diktatör. Gerçek bir düşman, gerçek bir savaş tüm bu yakınmaları kökünden kesmenin tek geçerli yoluydu ona göre. Üstelik iyi de bir bahanesi vardı bunun için. Komşusu küçük ülkenin yeraltı kaynakları çok çekiciydi. Bu zenginlikten hep büyük devlet yararlanıyordu. Oysa tarihsel olarak onların da hakkıydı bu topraklar. Bu bahanelerle saldırdı küçük ülkeye. Küçük ülke hemen sindi. Onun isteklerine boyun eğmekten başka çaresi yoktu zavallıların. Ancak büyük devlet öfkelendi bu kez. Olacak iş değildi. Kim, hangi güçle el koyabilirdi onun payına? * * * Kendini ve askeri gücünü dev aynasında görüyordu zorba yönetici. Üstün nitelikli füzelerine çok güveniyordu çünkü. Bir tek büyük devlet çıkabilirdi karşısına. O da çok uzaktaydı. Olsa olsa bol bol konuşur, gözdağı verirdi. Zaten o güne kadar bir dizi olayda haksızlığa uğrayanlar için göstermelik işler yapmış, etkili bir tutum takınmamıştı. Hem gerginlikler tırmanmasa, savaşlar çıkmasa ürettiği onca silahı kime satacaktı? Üstelik kendisini güçlendiren, silahlanması için yüreklendiren, büyük devletin kendisi değil miydi? Oysa baltayı taşa vurmuştu bu kez. Büyük devletin çıkarlarını doğrudan zedelemişti çünkü. Beklediğinden sert tepkiyle karşılaşınca cepheye füzelerini sürmekte gecikmedi. Hareketli rampalarla taşınan füzelerden ikisi arka arkaya fırlatıldı. Uzmanlar radyo dalgalarıyla yönlendiriyorlardı onları. Büyük devletin çok yakın dostu olan bir başka küçük ülkenin başkentindeki çocuk parkıydı hedefleri. Çocukların ölümünün daha etkili ve korkutucu olacağını düşünüyordu zorba yönetici. Gökyüzündeki pembe bulutları delerek yol alıyordu füzeler. Hedefin çocuk parkı olduğunu sesle verilen komutlardan anlamışlardı. Arkadaki: — Biraz yavaşlasana, diye seslendi öndekine. — Neden yavaşlayacakmışım? Tembelliği bırak da asıl sen hızlan bakalım, dedi öndeki. — İtiraz etmeden önce bir dinler misin? Hedefimizin çocuk parkı olduğunu, oradaki oyun oynayan çok sayıda çocuğun öleceğini sanırım biliyorsun. — Elbette biliyorum ama bunda ne tuhaflık var? Zaten görevimiz öldürmek, yakmak, yıkmak değil mi bizim? Kısa bir sessizlik oldu. Ne yanıt vereceğini bilemedi arkadaki füze. Arkadaşının söyledikleri ilk bakışta doğruydu. Ne var ki içinde adlandıramadığı bir sıkıntı vardı. Hem böyle söylemekle birlikte arkadaşı da hızını oldukça yavaşlatmıştı. Duyulur duyulmaz bir sesle konuştu: — Çocukların ölmesini istemiyorum. Yumuşamıştı arkadaşı: — Aslına bakarsan ben de istemem çocukların ölmesini. Fakat ne yapabiliriz? Nereye yönlendirilirsek oraya gideriz, dedi. — Üstün füzeler değil miyiz biz? Sesi kararlı çıkmıştı bu kez. Arkadaşı merakla sordu: — Evet, ama bu neyi değiştirir? — Çok şeyi değiştirir. Çocuk parkını vurmayı gerçekten istemiyorsun değil mi? — Sorulur mu? — Öyleyse hızını biraz daha azaltabilirsin. — Benim için çocuk oyuncağı bu. — Sen yavaşlayınca ben iyice sokulacağım. — Birbirimizi mi vuracağız? Bunu yapamam işte. — Acele etme de dinle! Böylece sese karşı duyarlılığımız azalacak, ısıya karşı artacak. — Tamam, ne yapmak istediğini şimdi anladım. Sen iyice sokulunca radyo dalgalarının yerine, taşıyıcı roketlerimizin ısısından etkileneceğiz. Böylece hedefimiz sapacak. Ancak nereye düşeceğimiz belli olmaz. — Olmasın, çocuk parkını vurmaktan daha kötü bir yer olamaz ya! — Haklısın haydi acele et! * * * Sonuçta füzeler dediklerini yaptılar. Isı yüksekliği, ses iletişiminin önüne geçtiği için uzmanlar tüm çabalarına karşın füzelere söz geçiremediler. Çocuk parkı yerine kentin çeşitli yerlerine düştü her biri. Can ve mal kaybı olmuştu yine de. Zorba yöneticinin canı, hedefin tutturulamayışına çok sıkıldı. Uzmanlarını en ağır biçimde cezalandırdı. Olanları duyan öteki füzeler, önce bunun bir gönderim hatası olduğunu düşündülerse de hedefin çocuk parkı olduğunu öğrenince, olanları anlamakta zorlanmadılar. Hiçbiri çocukları hedef alamazdı çünkü. Oysa aklı, fikri çocuk parkındaydı zorba diktatörün. Ayrıca parkın altında önemli, gizli bir sığınak olduğunu sanıyordu. Ancak hiçbir atışı hedefi bulmuyordu füzelerin. Dünya basınında alay konusu olmuştu diktatör ve füzeleri. Üstün nitelikli füzelerin adları da “Aptal Füzeler”e çıkmıştı. Ama onlar için hiç önemi yoktu bunun. Diktatör kadar olmasa da büyük devletin “Beşgen” denilen Savunma Bakanlığı’nda çalışanlar da çok şaşırdılar bu işe. Sıfır hata ile üretilen teknoloji harikası füzeleri, nasıl olur da bulmazdı hedefi? Olanlara şaşırmayan bir kişi vardı orada. Bir kadın, bir anneydi o. Çalışkanlığı ve becerisiyle Savunma Bakanlığı’nın birçok önemli işlerinde görev almıştı. Üstün nitelikli füzelerin tasarımında da çok emeği vardı. Üretim zincirinin en önemli halkasında, füzelerde kullanılan bilgisayarların ana belleğine bir virüs sokmayı başarmıştı. Olağanda kendini hiç göstermeyen bu virüs, çocuklara zarar verilmesi halinde devreye giriyor ve hedefi değiştiren yararlı bir virüstü bu. Bunu kocası ve çocuklarına bile söylemedi kadın. Ama ne zaman gazetelerde “Aptal Füzelere” ilişkin bir haber okusa, kahkahayla gülmekten alamıyordu kendisini. Eray Karınca, 2 Ekim 2005 E-posta: karincaeray@gmail.com.tr |