Anasayfa Yayınlarımız Site Ağacı Site İçi Arama Bağlantılar İletişim
 
 
Atatürk Köşesi

Ulu Önderimizi Yeterince Tanıyor Muyuz?

      Mustafa Kemal Atatürk, kendisini sürekli yenileyen bir birey, bir düşünür, yetenekli bir komutan, bir devlet kurucusu ve büyük bir devrimcidir. Atatürk, gençlere ve çocuklara çok güvenmiştir. Güveninin kanıtı da ulusal bağımsızlığımızı, cumhuriyeti ve devrimleri gençlere ve çocuklara emanet etmesidir.
      Çocuklarımızın bu güveni boşa çıkarmaması, kendilerine emanet edilen Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimini korumasının yolu, Ulu Önderimizin saydığımız özelliklerini tanımasından geçiyor.

      Atatürk’ü sizlere doğru bir kalemden tanıtmak amacıyla Dil  Derneği'nin Onursal Başkanı, değerli bilim adamımız  Prof. Dr. Şerafetin TURAN’ın büyük bir emekle hazırladığı kitabı seçtik.
     MUSTAFA KEMAL ATATÜRK - Kendine Özgü Bir Yaşam ve Kişilik adlı bu kitaptan yapacağımız alıntılarla Atatürk’ü daha iyi tanıyacak, değerini daha iyi anlayacak ve onun hakkında okuduklarınızı, izlediğiniz filmleri ve söylenenleri daha doğru değerlendireceksiniz. Onun, sizin için, ülkemiz için yaptıklarını, yaşamını ve içinde olduğu koşulları öğrendikçe daha iyi kavrayacaksınız. 

      Dergimizin "Atatürk Köşesi", sizler için doğru, güvenilir bir kaynak oluşturacak.


ULUSUN BAĞRINDA BİR SAVAŞÇI

      Amasya’da pek de beklenmeyen bir biçimde Kurtuluş Savaşı için ilk kararları aldırmayı başaran Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir’in çağrısına uyup Erzurum’da toplanacak kongreye katılmak için yol hazırlıklarına başlamıştı. Ama o günlerde kafilenin geçeceği Sivas’ta Mustafa Kemal karşıtı hareketlerin başlaması sorun yaratmıştı. Buna da İçişleri Bakanı Ali Kemal’in Mustafa Kemal’in ordu müfettişliği görevinden alındığını bildiren genelgesi yol açmıştı. Ali Kemal’e göre Mustafa Kemal, Redd-i İlhak dernekleri gibi “halkı haksız yere kırdırtan ve haraca kesen” yasadışı kuruluşları desteklemişti.
      Ali Kemal’in genelgesini öğrenen Mustafa Kemal, bakanlığa çektiği ve “III. Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri” sanlarıyla imzaladığı telgrafta (28 Haziran 1919), kendisinin ordu müfettişliğine padişahın iradesiyle atandığını ve o zamana değin görevden alındığına ilişkin ne başbakanlıktan ne de bakanlıktan hiçbir resmi yazı almadığına dikkat çekerek, İçişleri Bakanının bu genelgesinin “ne gibi sakat düşünceler altında cereyan ettiğini” bilmediğini belirtmişti.

       Mustafa Kemal’in bu telgrafına bakanlıktan çekilen Şevket Turgut yanıt vermişti. Paris Barış Konferansı’na bir heyetin gönderildiğini anımsatan eski bakan, düşmanların Türkiye hakkındaki düşüncelerinin olumlu yönde değiştiğini savunduktan sonra müttefiklerin isterlerse kendisini kolayca ele geçirebileceklerini öne sürerek Mustafa Kemal’den böyle bir olaya yol açmadan başkente “teşrif etmesini” dostça dilemişti.
      İngilizler Mustafa Kemal’in İstanbul’a getirilmesi için türlü girişimlerde bulunuyorlardı. General Milne, 30 Haziranda Harbiye Bakanına bir nota göndererek II. Ordu Müfettişi Cemal Paşa’nın ve III. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal’in hemen başkente çağrılmasını istemişti. Onlara yüklenen suç, Sivas’ta ve Konya’da silahlı çeteler kurmak ve Anlaşma Devletleri aleyhine çalışmak idi! Harbiye Bakanı da 1 Temmuzda Mustafa Kemal’e geri dönmesi için yeni bir çağrıda bulunmuştu.

      Harbiye Bakanı telgrafında Mustafa Kemal’den müfettişlikten ayrılmasını istemişti. Eğer Mustafa Kemal başkente dönecek olursa kendisine daha önce bazı komutanlara yapıldığı gibi davranılmayacak, yani tutuklanmayacaktı. Mustafa Kemal’e böyle bir güvence veren bakan, salt İngilizlerin isteklerine uyulmuş görünmemek için yeni bir yöntem önermişti: “Sağlık nedenini öne sürerek hava değişimi alıp müfettişlikten ayrılmak!” Bakan, padişahın düşüncesinin de bu yolda olduğunu eklemişti.
      Gerçekten de Padişah Vahidettin adına Başkâtip 2 Temmuzda Mustafa Kemal’e aynı içerikte bir telgraf çekmişti. Telgrafta şunlar deniyordu: “Padişahça da bilinen vatanseverlik duyguları nedeniyle o bölgede bazı önlemlere ve girişimlere başlamanız İngilizlerin dikkatini çekmiş ve hükümete baskı yapmaya yönelmişlerdir. Devletimizin içinde bulunduğu durum, taşrada sanıldığı derecede kaygı ve telaş uyandırıcı değildir. (…) Harbiye Bakanlığından iki ay süreyle hava değişimi istenerek, durum aydınlanıncaya ve barış gerçekleşinceye kadar, seçeceğiniz bir kent ya da kasabada dinlenmeniz en uygun biçim olarak hatırlatılmaktadır.”
      Harbiye Bakanının telgrafı ile padişah adına çekilen telgraf, 29 Haziran 1919 sabahı Sivas’tan Erzurum’a gitmek üzere hareket eden Mustafa Kemal’e 2 Temmuz gecesi Erzincan’da ulaşmıştı. Mustafa Kemal ne pahasına olursa olsun İstanbul’a dönmemeye karar vermiş olduğundan Harbiye Bakanına Anadolu’da kalacağını bir kez daha bildirmişti. Yola devam eden Mustafa Kemal ve arkadaşları, 3 Temmuz akşamı Erzurum’a varmışlardı. Başta K. Karabekir olmak üzere, Vali Vekili Münir ve Bitlis Valisi Mazhar Müfit ve Müdafaa-i Hukuk Derneği’nden bir heyet onları kent dışında karşılamıştı. İstanbul Kapısı’ndan kente girildiğinde de şeref kıtası, bando ve kalabalık bir yurttaş topluluğunun katıldığı bir tören düzenlenmişti.

      Saray ve hükümet bu söz dinlemez komutanı görevinden uzaklaştırmaya kararlıydı. İngilizler de yeni bir yöntem olarak II. ve III. Ordu Müfettişliklerinin kaldırılmasını öneriyordu. Harbiye Bakanı 5 Temmuzda Mustafa Kemal’den “başkente hareketini çabuklaştırmasını” istemişti. Böylece bakanla Mustafa Kemal arasında makine başında yoğun bir yazışma başlamıştı. Mustafa Kemal İstanbul’a dönmeyeceğini vurgulamış ve Batı Anadolu’da işgallerin sürdüğünü, Doğu Anadolu için de aynı tehlikenin var olduğunu anımsatmıştı. En sonunda da “Hükümet üyelerinin ikinci bir hıyanete araç olmaktansa ulus bireyleri arasına bir kişi olarak katılmasının örnek bir vatanseverlik olacağını” belirterek hem hükümet üyelerini suçlarcasına eleştirmiş hem de bir öneride bulunarak onları kendi saflarına katılmaya çağırmıştı.
      Bakana göre tek çıkar yol Mustafa Kemal’in başkente dönmesi, ülkenin geleceği için de biricik umut Barış Konferansı kararlarına uymak idi! Oysa Paris’ten gelen haberler olumlu olmaktan çok uzaktı. Mustafa Kemal bakana bunları anımsatmış, yabancılara bağımlı olarak yaşamaktansa görevinden ayrılmasının daha onurlu olacağını vurgulamıştı.

      Aynı tarihte, yani 5 Temmuzda İngilizler Anadolu’nun içlerine göndermek amacıyla askerlerini Samsun’a çıkarmışlardı. III. Kolordu Komutanı Refet Bele, bunların iç bölgelere gönderilmesine izin vermeyeceğini açıklamış, Mustafa Kemal de bu çıkartmaya sert tepki göstermişti. 7 Temmuzda başbakanlığa çektiği telgrafta İngilizlerin bundan sonra getirecekleri “tek bir askerin bile kasabaya ayak basmasına izin verilmeyeceğini” bildirmiş ve hükümetin İngilizleri uyarmasını istemişti.
      Mustafa Kemal’in verdiği bu emrin İngilizleri yeniden harekete geçireceği, İngilizleri kızdırmamaya özen gösteren padişah ile hükümeti de ürküteceği kuşkusuzdu. Bu olay üzerine hemen toplanan Bakanlar Kurulu Mustafa Kemal’in görevine son verilmesine ilişkin kararı düzenleyerek padişahın onayına sunmuştu. Bu buyruğun kendisine bildirilmesi üzerine Mustafa Kemal, daha 21 Haziranda Amasya’dan bazı kişilere gönderdiği mektupta verdiği sözü yerine getirerek “sine-i millete” (ulusun bağrına) dönme anının geldiğini anlamıştı.
       Mustafa Kemal, 8/9 Temmuz 1919 gecesi saat 11.45’te Saray Başkâtipliği aracılığıyla padişaha bir dilekçe göndererek askerlik yaşamına veda ettiğini bildirmişti. Saraya dilekçesini sunan Mustafa Kemal arkasından R. Orbay, K. Karabekir, Kurmay Başkanı Alb. Kâzım Dirik, Alb. Dr. Refik Saydam, görevden alınan valiler Münir Bey ile Mazhar Müfit Kansu ve eski İzmit Mutasarrıfı (sancak yöneticisi) İbrahim Süreyya Yiğit’in katıldıkları bir toplantı düzenlemişti. Orada “Arkadaşlar, çalışmamızın en ciddi ve en açık dönemi işte şimdi başlıyor” diye söze başlayan Mustafa Kemal, Milli Mücadele’ye atılanların, yüreklerinde sonuna, ölüme dek sürecek gücü duymaları gerektiğini ve kendisinin artık bir “ferd-i millet” (ulusun bir bireyi) olarak çalışacağını belirtmişti.
       Mustafa Kemal, aynı gece Kâzım Karabekir aracılığıyla bütün il ve ilçelere şu genelgeyi göndermişti:
      ”Kutsal vatanı ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak ve Yunan ve Ermeni emellerine kurban etmemek için açılan ulusal savaşım uğrunda ulusla birlikte özgürce çalışmaya resmi ve askeri kimliğim engel olmaya başladı. Bu kutsal amaç için ulusla birlikte sonuna kadar çalışmaya kutsal saydığım şeyler adına söz vermiş olduğumdan, pek âşıkı olduğum yüksek askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milletimizin kutsal amacı için her türlü özveriyle çalışmak üzere sine-i millette bir ferd-i mücahid (ulusun bağrında savaşan bir birey) olarak bulunmakta olduğumu sunar ve duyururum.”
      Bu bildirimin altında hiçbir rütbe ve san taşımayan yalın bir ad vardı: Mustafa Kemal.
      Bir çözülmenin başlangıcı olabilecek bu davranışın bir an için de olsa doğurduğu umutsuzluğu gidermeye çalışan ilk kişi R. Orbay olmuştu. Orbay, “İstifanızla mevki ve saygınlığınız bir kat daha arttı” diyerek Mustafa Kemal’e destek verirken, K. Karabekir de “Bundan böyle de kolordum ve ben emirlerinizi eskisi gibi yerine getirmeyi onur bileceğiz” demişti. Karabekir’i öteki kolordu komutanları izlemiş, kolordusu ile emrinde olacağını bildiren Ali Fuat Cebesoy bağlılığını yinelemekle kalmayıp gerektiğinde resmi görevinden de ayrılacağını belirtmişti.
      Anadolu’daki komutanların Mustafa Kemal’i desteklemekte kararlı olmaları, onun Erzurum Kongresi’ne başkan seçilmesinden başlayıp Kurtuluş Savaşı’nın önderi durumuna yükselmesinde başlıca etkenlerden biri olmuştu.
 


 

      ... Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı,
Türkiye Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş ve
bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum durumuna getirmektir.
Devrimlerimizin temel ilkesi budur.

 
   
Önceki Yazılar  
Doğumu ve Ailesi
Amasya Kararları


  Konur Sok. No. 34/4 06640 Kızılay-Ankara
Telefon: (312) 425 83 60 - 417 33 27 | Belgeç : (312) 417 33 28