Anasayfa Yayınlarımız Site Ağacı Site İçi Arama Bağlantılar İletişim
 
 
Bayramınız Kutlu Olsun!
Dil Derneği'nin Onursal Başkanı Şerafettin Turan'ın 23 Nisan İletisi

      23 Nisan 2010, TBMM'nin açılışının 90. yıldönümü. Dil Derneği'nin Onursal Başkanı Prof. Dr. Şerafettin Turan, çocukların bayramını, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı, aşağıdaki iletisiyle kutluyor.


23 NİSAN, İLK ULUSAL BAYRAMIMIZDIR

  

      23 Nisan, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adıyla iki yönlü bir olgu. Bir yanda çocukları ilgilendiriyor, bir yanda da ulusal egemenliği vurguluyor. Öncelikle belirtilmesi gereken, bu bayramın dünyada çocuklara, ulus ve ulusun temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi -yani egemenliği kullanan kurul- tarafından verilmiş ilk ve tek bayram oluşudur.
      Bugün de ulusal bayramlar dediğimiz bayramlar dizisinin içerisinde yer alıyor; Cumhuriyet Bayramı, Zafer bayramı gibi diğer bayramlar arasında. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Türkiye’de dinsel bayramlar dışında bir bayram söz konusu değil. Bu bayramların dışında ulusça kutlanan tek olgu, padişahların tahta çıkışlarının yıldönümleri, yani cülus bayramları; bir uluslar topluluğu olan imparatorluğun o dönemde bir ulusal marşı da yok. İlginçtir 1909’da, anımsayacaksınız çocuklar, kitaplarda da okumuşsunuzdur, Türkiye’de 2. Meşrutiyet dönemine girildiğinde yani özgürlük ilan edildiğinde genç Türk subayları bu coşkuyu kutlamak için uygun bir marş bulamadıkları için Fransız ulusal marşını okumuşlardır. Hatta hatta Avrupa’ya giden Türk öğrencileri, diğer öğrenciler kendi ulusal marşlarını okurken bir marş bulamadıkları için Karadeniz şarkılarından birisini söylemişlerdir.
      23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığında durum böyleydi. Meclisin kabul ettiği ilk ulusal bayram da 23 Nisandır. 23 Nisan 1921’de yani meclisin açıldığının birinci yıldönümünde 23 Nisan ulusal bayram ilan edildi; ama çocuk bayramı diye değil, yalnızca ulusal bayram olarak. Daha sonra cumhuriyet ilan edildiğinde Cumhuriyet Bayramı öne geçti, 23 Nisan da o zamanki deyimle Mili Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı (Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı) oldu.

 

Çocuklar, Gençler Önemlidir

      Çocuklar ve gençler, devrimin öncüsü Mustafa Kemal’in yaşamında çok önemli bir yer tutar; çünkü o, genç yaşta kendini yetiştirmek için bütün olanaklardan yararlanmış ve Genç Osmanlılar denen grubun içerisinde yer almıştı. Altı yüzyıllık bir imparatorluk çökerken yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde, çağdaşlığa giden yola, eski kalıplarla yetişmiş, eski düşüncelerle yoğrulmuş kişilerin ayak uydurması kolay değildi. Onun için gençleri seferber etmek, gençleri bu işin içine katmak gerekiyordu. Zaten Çanakkale savaşlarından başlayarak Türk gençleri, lise öğrencileri, tıbbiye öğrencileri bile Çanakkale’de, Kars’ta, savaşlarda çarpışmışlardı vatanı kurtarmak için.
      Bir olayı anımsatmak isterim. Sivas Kongresinde, yabancı devletin mandasının kabul edilip edilmeyeceği tartışılırken “Biz gelecekte kendi kendimizi yönetemeyiz, bir büyük devletin, İngiltere’nin ya da Amerika’nın mandası altına girelim” görüşü dile getirilir. Bir tıp öğrencisi -ki bu Orhan Boran’ın babasıdır- Mustafa Kemal’e şöyle der: “Eğer, siz manda kararı alırsanız ben size karşı çıkarım!” Mustafa Kemal’in verdiği yanıt çok önemlidir; “Üzülme genç” diyor, “hiçbir zaman böyle olmayacak!"
      O tarihten başlayarak Mustafa Kemal’in bütün konuşmalarında çocuklar ve gençler ön plana çıkar. Hepimiz biliyoruz, 1920’lerdeki büyük işlerin sonunda hep gençlere seslenir, “Türkiye Cumhuriyeti’ni sizlere emanet ediyorum” der.

Bir Çocuğun Anı Defterinden Tüm Çocuklara

      Mustafa Kemal’in çocuklara seslenişi bana göre bir anı defterine yazdığı satırlarda kendini gösterir. Bir binbaşının yedi yaşındaki çocuğu sünnet olacaktır. Mustafa Kemal’i de sünnet düğününe çağırmışlardır. Bilirsiniz sizin de böyle, yaş günlerinize, sünnet düğünlerinize gelen konuklar anı defterlerine düşüncelerini yazarlar; bu çocuklar için gelecekte en büyük hazinedir -geçmişi anımsamak için. Genellikle övücü sözler yazılır anı defterlerine. Mustafa Kemal’in o çocuğun defterine yazdığı bana göre çok anlamlı, sizlere de onu iletmek isterim; şöyle diyor: “Hatıra defterini başkasının yaptıkları şeylerle değil kendi yaptıklarınla doldurmaya çalış.”
      Bu ne demektir? Güzel sözler insanın hoşuna gider; ama yaşınız ilerlediğinde asıl olan sizin ne yaptığınızdır; birey olarak, kişi olarak; bu toplumun, cumhuriyetin bireyi olarak, önemli olan odur...

Çalışmak Zorundayız

      Yine bu bağlamda, onun çocuklara seslenen bir başka sözünü anımsıyorum. “Gençler, çocuklar,” diyor, “bugün bizim geri kalmışlığımız sizin, bizim suçumuz değil. Geçmiş yüzyıllarda okutulmadık, eğitilmedik; bu nedenle önceleri bizden geride olan Batı, geldi bizi geçti. Şimdi size düşen şey, salt zekânıza güvenmemek; çalışmak ve çalışmaktır."
      Bu, şu demek: Çocuklar, genç yaştan başlayarak, hem kendilerini belli bir bilgi birikimiyle dolduracak, dünya görüşünü oluşturacak hem de bir meslek edinecek, kendi yeteneklerini gerçekleştirecektir. Bu bakımdan, Cumhuriyetin en çok önem verdiği alan biliyorsunuz milli eğitimdir. Milli eğitim ve ilköğretim zorunlu hale gelmiştir.
      Türkiye’de eğitim yine en büyük sorun olmakta devam ediyor. Bunun için devletin yaptıkları yanında, ailenin yapacakları da vardır; ama siz çocukların da bütün bunların yanında kendinizi daha iyi yetiştirmek için uğraş vermeniz gerekir. İyi bir yurttaş olmanız; bilgili, bilinçli ve her zaman kendini geliştirmeye çalışan bir birey olmanız gerekir. Çünkü toplumda birçok karar, seçim denen, demokrasi denen toplumsal katılımla, oylarla oluşuyor. Toplumun doğru kararlar oluşturması, istenilen düzeye ulaşabilmesi için önkoşul, bireyin yetişmiş olmasıdır. Okuyan, düşünen, sorgulayan ve gerektiğinde her türlü bireysel ve toplumsal tepkiyi verebilen bireyler olmadıktan sonra, toplumsal gelişmelerin gerçekleşmesine, çok özlenen ve çok tartışılan demokrasinin toplumda yer etmesine olanak yoktur.
      Sözlerim biraz uzadı belki; ama sanırım Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında sizin Atatürk’e, devrimi yaratan arkadaşlarına bağlılığınızın en büyük kanıtı, onu anlamak, onun yaptıklarını özümsemek ve onun gerçekleştirmek isteyip de gerçekleştiremediği yaşam biçimine ulaşabilmek için birey ve grup olarak elbirliğiyle çalışmaktır.
      Yolunuzun, bahtınızın açık olması dileğiyle bayramınızı kutluyorum; sağlıklar, esenlikler diliyorum, gözlerinizden öpüyorum.
      Şerafettin Turan



  Konur Sok. No. 34/4 06640 Kızılay-Ankara
Telefon: (312) 425 83 60 - 417 33 27 | Belgeç : (312) 417 33 28