Anasayfa Yayınlarımız Site Ağacı Site İçi Arama Bağlantılar İletişim
 
 
Yazarlarımızı Tanıyalım

Yazar Işık KANSU yazarlarımızın çocukluklarını anlatıyor.

      Dil Derneği'nin etkin üyelerinden olan Yazar Işık Kansu, Cumhuriyet gazetesinin de köşeyazarı. Kansu, yazarlarımızın çocukluklarını öyküleştirerek Çocukluğa Yolculuk adlı kitabında topladı. Dergimizin bu sayfalarında "Çocukluğa Yolculuk"tan alıntılarla yazarlarımızı tanıtıyoruz.


Konuğumuz: Sadık Aslankara

      Yazar, tiyatrocu, belgesel sinemacı Sadık Aslankara 1948'de Denizli'de doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Tiyatro çalışmalarına 1968’de Ankara’da Halk Oyuncuları Sahnesi’nde başladı. 1969'da Vasıf Öngören ve arkadaşlarıyla birlikte Ankara Birlik Sahnesi'ni kurdu. Birçok toplulukta oyuncu, yönetmen, dramaturg olarak yer aldı. 1982'de Denizli Tiyatrosu'nu, 1989'da de Tiyatrosu'nu kurdu. Çok sayıda oyun yönetti, oyunlarda rol aldı. 1976'dan başlayarak TRT Televizyonları için çalıştı. Senaryolar ve metinler yazdı, yüzlerce yapımda görev aldı. 1983'te belgesel sinema çalışmalarına başladı; birçok belgeselin yönetmenliğini yaptı. Yazın, tiyatro, belgesel sinema alanında çeşitli ödüller aldı. Yapıtları: Kevser'di (oyun, 1989), Bin Yüz Bir Giz (roman, 1993), Selgesus'ta Buse (roman, 1996), Cumhuriyetimizin 75. Yılında Ormancılığımız (derleme, 2000), Uykusu Sakız (öykü). Kitaplaştırmadığı ödüllü dosyaları: Kör Memdali'nin Çınar Ağacı (roman, 1990) ve Ev-Ses (oyun, 1992).


ISSIZLIĞA KAÇAN ÇOCUK

      Anlak, geçmişin gizli gözcüsüdür. Sarayköy’ü yalayıp geçen Büyük Menderes’in ipiltili sularını unutturmaz. İlk gönenci de...
      6 yaşında olmalı. Henüz öğrenci değil. Babası Gazi İlkokulu’nda öğretmen, onun sınıfına girip çıkıyor. Okula başlamadan okuma, yazma tamam.
      Bir ilkokul bitirme sınavı anımsıyor o günlerden. Çocukların avuç içleri terli, tek tek tahtaya çekiliyorlar. Sadık, bir kenarda izleyici. Haritanın önündeki çocuğa “Samsun nerede?” diye sormuşlar. Küçük parmak, Anadolu’nun güneyinde dolaşıyor, ortasına kayıyor, bir türlü kuzeye gitmiyor. Sadık, yerinde duramıyor, hareketleniyor, boğazı düğümleniyor, dayanamıyor:
      “Çık, çık, yukarı çık...”
      Bulmuştur Samsun’u, öğretmenlerin gözünde ışıltı...
      Babasının kitaplığındaki ciltlerden kentler kurardı; evler, şatolar, saraylar, içlerinde masalları olan. Kralları, kraliçeleri ve insancıkları olan. Kendini yaratmaya girerdi o odaya.
      Tek çocuk değildi, ama yalnız bir çocuktu. Aynı anneden üç, toplam dört kardeştiler. Bu kalabalığın içinde yalnızlık seçeneğini de kendi yaratmıştı.

      Evden çıkar giderdi. 4-5 yaşında bile. Çoğu kez kaçıştı, zaman zaman da tam sözlük anlamıyla kaybolmaktı. Haber vermeden, ıssız, yalın, yalnız, yalnızca yitip gitmek. Hoşuna giden bir yere:
      “Yalnızlık da hoş oluyor zaten.”
      48’li olduğuna göre, 1955’te ilkokula başlamış olmalı, Denizli’de. Evleri, Delikliçınar semtindeydi. Ahşaptı, bahçeliydi, büyüktü, sessiz ve sakindi.
      Kahramanlar İlkokulu’nda Zeki Ülkü öğretmen dersleri daha çok yaşatarak öğretiyor. Öğrencilerini topluyor, gezilere götürüyor. Kurbağa mı gördüler, duruyorlar, hep birlikte çömelip kurbağayı izliyorlar. Hop... Bak zıpladı. Vrak... Bak, boğazını şişirdi...
      Zeki Öğretmenin doğalcılığının peşi sıra, içli, sanata yakın bir yanı da var. Keman çalıyor. Hemen hemen her ders çalıyor.
      Babası Abdullah Hilmi Aslankara, Mustafa Kemal’e derinden bağlı, Cumhuriyetin ilk öğretmen kuşağındandı. 1893 doğumluydu. Çal ilçesinin Üçkuyu köyünden, 1700’lerde Konya tarafından gelen yörüklerin torunlarındandı. Babanın evde kesin otoritesi vardı kuşkusuz ama, anne Cavide Aslankara’nın duldada saklanmış gizli yöneticiliği hemen seziliyordu.
      Annesinden duyarlardı, babasının okulda yöneticilerle çatıştığını. Geçimsiz bir insan değildi hiç, ama doğru bildiği neyse onun savaşımını verirdi. Köylerde uzun süre öğretmenlik yapmıştı. Kimin çocuğu okula gidiyor, kimin gitmiyor, denetlerdi. Genç Cumhuriyet’in verdiği destekle devrimin ilkelerini çocuklara taşımakta kararlıydı. Fevri oluşu da ondandı.

 

      Sadık’ın da, zaman zaman başına işler açan; heyecanlı, düşünce ve duyguları dilinin ucunda olan yanı, babasından yadigârdı. Babadan bir başka kalıt da kültürel varlıktı. Evde hep okuyan bir baba gözlemi kalmış bugüne. Anne, “Babanız okuyor” derse, sessiz olunması anlamına gelirdi. Susulurdu.
      Babasından okuma etkilenmeleri ve erdem almıştı.
      Namık Kemal İlkokulu’nun ardından Zafer İlkokulu’ndan diploma aldı. Denizli Lisesi, o zaman ortaokul ile birleşik. Ortaokul sabahtan, lise öğleden sonra. Zaten kocaman kentte tek ortaokul var. Kocaman dediğin, 35 bin nüfuslu bir kent...
      İlkokulda başlayan okuma tutkusu, ortaokulun birinci ve ikinci yılında giderek yükselen bir kitaplık sahibi yapmıştı Sadık’ı.
      Varlık yayınlarının hepsini edinmiş, daha ortaokuldayken Varlık dergisi sürdürümcüsü olmuştu. Türk Dili, daha sonraları Yeni Ufuklar, hep kolunun altındaydı. Tahsin Yücel, Ceyhun Atuf Kansu, Orhan Hançerlioğlu’nun yazılarını, altlarını kırmızı kalemle çize çize okurdu. Pek anlamazdı önceleri; ama inatla okurdu. Özenli bir dil kaygısı varsa bugün, Oktay Akbal’ın Varlık’taki yazılarının tortusudur. Orta 2’de arkadaşlarıyla çıkardığı Çalarsaat adlı duvar gazetesi ise o günlerden kalma çocuksu bir coşkudur...
      Denizli’de tiyatro yok, ama lisenin tiyatro kolunun oynadığı oyunlar sergileniyor. Liseye girdiğinde bir başka tiyatroya gönül vermiş edebiyat öğretmeni Murat Özmen, yaşamında bir kavşak noktası oldu. Sadık’ı okulun tiyatro koluna çağırdı. Önceleri skeçler, ardından ciddi oyunlar geldi. Cevat Fehmi Başkut’un yapıtı “Buzlar Çözülmeden”de başrol oynadı, deli kaymakamı.
      Lisedeki tiyatro deneyimi, sanatsal çalışmaya dönüşüverdi birden bire. Bir ekip oluşturdular arkadaşlarıyla Gogol’ün “Bir Delinin Hatıra Defteri”ni sahneye koydular. Hem de Emek Sineması’nın tiyatro sahnesinde. Denizli’nin ilk amatör topluluğudur o. Ad bile koymamışlardı topluluğa. Sonra, Çetin Altan’ın “Dilekçesi”ni oynadılar, ardından Sümerbank fabrikasının tiyatro kolunda, yani düpedüz işçilerin rol aldığı tiyatroda konuk oyunculuk yaptı. Güner Sümer’in “Bozuk Düzen”ini, Sabahattin Kudret Aksal’ın “Kahvede Şenlik Var”ını sahnelediler, oynadı. Düzenli amatör tiyatro yaptı, 1964’ten başlayarak.
      Lisede dergi de çıkardı. Adı, Zeytindalı. İlk sayısındaki bir yazı nedeniyle kapatıldı. Neden, fındık kabuğunu doldurmayacak türden. Yazıda, yenilen kız takımı niye üzülmek yerine gülüyormuş, demişler... Bir sonraki Yankı dergisiydi. Yine okulda çıkarmışlardı. Sadık, Atatürkçülük ile ilgili bir yazı yazmıştı. O da kapatıldı. Hatta imha edildi.
      Bir yanda tiyatro, bir yanda dergiler, bir yanda okul. Liseyi tam 6 yılda bitirdi.
      Yıl 1967 ve Ankara...
      Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) tiyatro kolu Denizli’ye gelmiş ve Sermet Çağan’ın “Ayak Bacak Fabrikası”nı sahnelemiş. Oyundan çok etkilenen Sadık’ın içi içini yiyor. Kararlı, Ankara’ya gidecek, köy enstitülü öğretmenler aracılığıyla tanıştığı TÖS Başkanı Feyzullah Ertuğrul’u bulacak, TÖS’ün tiyatrosunda oynayacak.
      Politik tiyatro yapıyorlar; ama yetmez, daha sert, çok daha eylemli tiyatro gerek. Böyle düşünüyor, Dil Tarih Felsefe öğrencisi Sadık Aslankara, Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Halil Ergün, Erdoğan Akduman ve Mustafa Alabora...
      Vasıf Öngören lokomotif oluyor, epik tiyatroya yönelecek, Bertold Brecht’in izinde Türk tiyatrosuna yeni bir yön, yeni bir rüzgar verecekler...
      Bu beş isim, 1969’da Ankara Birlik Sahnesi’ni kurdular. En büyük destekçileri, Sadık’ın “Yaşamım boyunca benim hep birinci adamım oldu” diye tanımladığı babası Abdullah Aslankara oldu. Verilen para, bir sermaye değildi, borç hiç değil; bir burstu sanat için, Sadık ve arkadaşları için.
      Acemiliğin kapışmaları, tiyatroda bölünme, dışlanmalar ve savrulma. Üstüne üstlük 12 Mart muhtırasının karanlığı. Bütün siyasal yönelişlere son verme ve tümüyle sanata adanmış bir yaşam merdiveninin tırabzanına tutunuş...
      Sakız gibi aklanmış bir uykuya dalsa, düşünde çocukluğunu görse, göz kapaklarını açar açmaz ne derdi?
       “O çocuk Sadık duruyor bende” derdi...

      Işık KANSU


Önceki Yazılar
Kemal Ateş


  Konur Sok. No. 34/4 06640 Kızılay-Ankara
Telefon: (312) 425 83 60 - 417 33 27 | Belgeç : (312) 417 33 28